Lacan'ın cinsiyetlenme kuramı, "erkek" ve "kadın" sözcüklerini kullanırken bedensel anatomiyi kastetmez. Bu iki taraf, gösterene karşı alınan iki mantıksal konumdur — daha doğrusu, fallik fonksiyona (Φ) karşı iki farklı tutumdur. Anatomik olarak erkek bedeni doğmuş bir özne dişil konuma yerleşebilir; anatomik olarak kadın bedeni doğmuş bir özne erkek konumda kalabilir.

Fallik fonksiyon (Φ), basitçe, gösteren tarafından kesilme, kastrasyona girme, sembolik düzene tabi olma anlamına gelir. Her konuşan özne bu fonksiyonla ilişki içinde yapılanır. Ama bu ilişkinin mantığı iki farklı biçimde kurulabilir.

Dört formül

Erkek tarafı
Dişil tarafı
∃x  ¬Φx
¬∃x  ¬Φx
∀x  Φx
¬∀x  Φx
Lacan'ın cinsiyetlenme formülleri (Séminaire XX)

Sembollerin anlamı: "vardır en az bir", "her", ¬ "değil", Φx "x fallik fonksiyona tabidir". Şimdi her bir formülü açalım.

Erkek tarafı: kural ve istisna

∃x ¬Φx — "vardır en az bir x ki fallik fonksiyona tabi değildir". Bu, Freud'un Totem ve Tabu'sundaki ilkel babadır: yasanın dışında, tüm kadınları sahiplenen, kastre edilmemiş mit. Bu mitik istisna sayesinde diğer tüm erkekler kural altına girer.

∀x Φx — "her x fallik fonksiyona tabidir". Tüm erkekler, bir istisna sayesinde, kastrasyona tabi olarak bir küme oluşturur. İstisna kuralı kurar; kural istisnayı içerir.

Bu mantık tümel bir mantıktır: kapalı bir küme, sınırı çizilebilen bir bütün. Erkek tarafı bir totalite olarak işleyebilir — erkekler "tümü"dür, çünkü tümünü dışarıdan tanımlayan bir dışarı (istisna) vardır.

Dişil tarafı: ne istisna ne tümel

¬∃x ¬Φx — "yoktur bir x ki fallik fonksiyona tabi olmasın". Dişil tarafta istisna yoktur. Hiçbir özne fallik fonksiyondan kaçamaz; "kastre edilmemiş" mitik bir figür yoktur.

¬∀x Φx — "hepsi değil". Yani: dişil özne fallik fonksiyona tabidir, ama bu tabiyet tam değildir, kapalı bir küme oluşturmaz. Tümel olamaz. İşte pas-tout: tüm-değil, bütünleşemeyen.

Dişil taraf bir küme oluşturmaz çünkü onu dışarıdan tanımlayacak bir istisna yoktur. Bu nedenle Lacan söyler: La femme n'existe pas — Kadın yoktur. Bir tikel olarak var, ama bir tümel kategori olarak değil.

Bu cümle çok yanlış anlaşılır. Lacan, ampirik olarak kadınların olmadığını söylemiyor — açık ki vardırlar. Söylediği şey: "Kadın" diye, tümel olarak tanımlanabilir, kapalı bir kategori yoktur. Her dişil özne, kendi tikelliğinde, kategorinin dışına bir parmak çıkarır.

İki jouissance

Cinsiyetlenme formüllerinin altında, Lacan iki jouissance türünü ayırt eder. Her bir taraf, kendi mantığına uygun bir jouissance ile ilişkilenir.

Erkek tarafında jouissance fallik jouissance'tır (jouissance phallique). Fallus etrafında organize, sınırlı, hep biraz "yetmez" kalan bir jouissance. Bu jouissance bölünmüş özneyi ($) objet petit a'ya bağlar: erkek konum, fantazma aracılığıyla a'ya yönelir. Bu yüzden Lacan, erkek için partnerin objet a olduğunu söyler — partner, onun arzusunun nesne-nedenidir.

Dişil tarafta iki jouissance vardır. Birincisi yine fallik jouissance'tır — dişil özne de fallik fonksiyona tabidir. Ama ek olarak, jouissance Autre — Büyük Başka'nın jouissance'ı, ya da daha kesin söyleyişle, ek-jouissance — vardır. Bu, fallik mantığın dışında kalan, dile gelmeyen, sözle anlatılamayan bir jouissance'tır.

Lacan, bu ek jouissance'ı betimlemek için mistiklere — Aziz Teresa'ya, Hadewijch d'Anvers'e, Aziz Yuhanna'ya — gönderme yapar. Bernini'nin Aziz Teresa heykelinde görünen ekstaz: konuşma içine almayan, üzerine konuşulamayan ama yaşanan bir jouissance. Mistisizm, Lacan'a göre, dişil konumun saf bir örneğidir: fallik mantığın dışında kalan bir bilme/yaşama biçimi.

S(Ⱥ): Büyük Başka'nın Göstereni

Dişil tarafta öznenin yöneldiği iki yer vardır. Biri Φ — fallik fonksiyon, fallik jouissance. Diğeri S(Ⱥ) — üzeri çizik Büyük Başka'nın göstereni. Bu matheme, sembolik düzendeki eksikliği, bütünlüksüzlüğü adlandırır.

Büyük Başka (le grand Autre), klasik kuramda gösterenin tüm hazinesidir: dilin, yasanın, sembolik düzenin yeri. Ama Lacan bu Büyük Başka'nın kendisinin de eksik olduğunu söyler. Hiçbir sembolik düzen, kendi temellerini içeride taşıyamaz; daima bir kayıp barındırır. S(Ⱥ), bu kaybın göstergesidir.

Dişil özne, fallik fonksiyonun ötesine — S(Ⱥ)'ya — ulaşabilir; çünkü dişil mantık zaten kapalı bir küme değildir, dışına bir parmak çıkarır. Bu parmak, kategorinin dışındaki bilgi'ye, sembolik düzenin eksikliğine açılır.

Il n'y a pas de rapport sexuel

Lacan'ın belki de en provokatif cümlesi: Il n'y a pas de rapport sexuel — cinsel ilişki yoktur. Bu, ampirik bir gözlem değildir. Söylediği şu: iki cinsiyetlenme konumu (erkek ve dişil) arasında, simgesel olarak yazılabilir bir orantı yoktur. Erkek konum kendi mantığında işler, dişil konum kendi mantığında. Aralarında bir tümel eşleşme formülü kurulamaz.

İki taraf birbirine yönelir; ama bu yönelme her zaman bir imkansızlıkı kateder. Erkek, partneri objet a'ya indirgemek üzeredir; dişil özne kendi pas-tout'unun içinden konuşur. Ortaya çıkan bağ — aşk, çift, çiftli ilişki — bu imkansızlığın etrafında, onun rağmen kurulur. Bu yüzden Lacan aşkı "ilişkinin imkansızlığını ikame eden şey" olarak tanımlar.

Klinik anlamı

Cinsiyetlenme formülleri klinikte özellikle şu sorularda iş görür:

  • Aşk ve ilişki çatışmaları — Çift terapisine gelen çiftlerde, iki tarafın hangi konumdan konuştuğunu dinlemek; "yanlış anlaşma" denen şeyin altında genellikle iki farklı mantığın çatışması yatar.
  • Cinsiyet kimliği soruları — Bedensel cinsiyetle özdeşleşme ya da onunla mesafelenme, anatomik değil mantıksal bir konum sorusudur. Klinik bunu patolojikleştirmeden okumayı öğrenmelidir.
  • Histerik söylem ve dişil mantık — Histerik söylemin pek çok özelliği (kategorinin sınırını sorgulama, efendiyi yetersiz bulma) dişil mantıkla yakın bağlıdır. Ama histerik yapı dişil konumla aynı değildir.
  • Mistik deneyim, dini söylem, sanat — Fallik mantığın dışına çıkan jouissance biçimleri, dişil konumdan okunabilir; bu okuma onları daha az patolojik, daha çok yapısal bir biçimde anlamayı mümkün kılar.

Cinsiyetlenme formülleri Lacanyen kuramın belki de en yoğun yatırılmış mantıksal aletidir. Ama soyut görünmesine rağmen, çok somut bir klinik soruyla ilgilidir: nasıl konuşulur, kim adına konuşulur, hangi mantıktan konuşulur. Bedensel cinsiyetin altında, daha derin bir mantıksal konumlanma vardır — ve klinik çalışma çoğu zaman bu konumlanmanın yapısını dinlemek demektir.

Lacan'ın "il n'y a pas de rapport sexuel" cümlesi karamsar bir tespit değil, bir yapısal vurgu olarak okunmalıdır: ilişki yazılamaz olduğu için, her seferinde yeniden kurulur. Ve belki de tam bu yüzden, hep yeni bir şey söylenebilir.