Borromean düğümünün kendine has bir özelliği vardır: üç halka birbirine geçtiğinde, herhangi biri kesilirse diğer ikisi de birbirinden serbest kalır. İkili bağlanma değil — üçlü bir karşılıklı tutunma. Lacan bu figürü, üç düzenin — Gerçek, Sembolik, Hayali — öznede nasıl birarada tutulduğunu düşünmek için kullanır.

Klasik nevroz yapısında bu üç halkayı bir arada tutan dördüncü bir öğe vardır: Baba'nın Adı (Nom-du-Père) ya da daha tekniğince, paternal metafor. Babanın ismi sembolik bir kesi olarak işler; özneyi annenin arzusundan ayırır, ona bir gösteren-zinciri içinde yer verir. Üç düzen düğümlenir, özne ayakta durur.

Paternal metafor çöktüğünde

Peki ya paternal metafor işlemediyse? Klasik Lacanyen yanıt psikoz olur: foreclusion (Verwerfung) — Baba'nın Adı'nın gösteren zincirinden dışlanması. Üç halka düğümlenemez; özne, bu üçlü yapının dışına düşer.

Ama Lacan, 1975-76 seminerinde (Le Séminaire XXIII: Le sinthome) bu çerçeveye radikal bir ekleme yapar: dördüncü bir halka, paternal metaforun yerine değil onun yerine geçerek, üç düzeni tutabilir. Bu dördüncü halka sinthome'dur.

Sinthome, semptomun eski yazılışıdır. Ama Lacan onu yeniden canlandırırken, semptomdan farklı bir şey önerir: çözülmesi gereken bir mesaj değil, öznenin yapısını mümkün kılan bir imza.

Joyce: yazıyı bir halka olarak yapmak

James Joyce, Lacan için yalnızca edebi bir figür değildir; klinik bir paradigmadır. Joyce'un babası, simgesel olarak işlevsizdir — alkolik, mülksüz, oğluna yönelmiş bir taşıyıcı değil. Joyce'un yapısında paternal metaforun çatladığı yerler vardır. Buna rağmen Joyce psikotik bir kırılma yaşamaz; aksine, edebiyat tarihinin en yapısal, en hesaplı düzyazısını yazar.

Lacan'a göre Joyce'un yazısı tam olarak bu çatlağı dolduran şeydir. Finnegans Wake, dilin alelade kullanımının ötesine geçer; gösteren artık başka bir gösterene gönderme yapmaz, kendine gönderme yapar. Joyce dili ses, harf, anlam katmanlarına ayrıştırır ve onları yeniden kendi imzasıyla bağlar. Bu, semptom değildir; sinthome'dur.

Lacan, "Joyce" adıyla "saint homme" (kutsal adam) arasındaki ses oyununu işaret eder. Sinthome aynı zamanda Saint Thomas'a — Aquinas'a — bir referanstır; Joyce'un erken eğitiminde belirleyici olan skolastik geleneğe. Adın kendisi bir halkadır: Joyce'u taşıyan, onu psikozun açık kırılmasından koruyan.

Düğümlenme ve düğümün açılması

Borromean düğümünü klinik düşünmenin merkezine yerleştirmek, semptomu artık yalnızca bastırılmışın geri dönüşü olarak değil — bir düğümleme aleti olarak okumayı gerektirir. Hastanın semptomu, çoğu zaman onun yapısını çözmek için değil, onu bir arada tutmak için yapıyor olabilir.

Bu, klasik nevroz tedavisi anlayışını ters yüz eder. Eğer semptomun bir düğümleme işlevi varsa, onu "çözmek" özneyi dağıtabilir. Geç Lacanyen klinik bu nedenle savoir-y-faire avec son symptôme önerir: semptomla nasıl iş çıkarılır? Onu yok etmek değil, onunla yapabilmek. Bunun en saf örneği Joyce'tur: semptomunu çözmedi, onu sanatına dönüştürdü.

Sıradan psikoz tartışması

Sinthome kavramı, çağdaş Lacanyen klinikte bir başka kavramı doğurur: sıradan psikoz (psychose ordinaire) — Jacques-Alain Miller ve sonra Éric Laurent'ın geliştirdiği bir okuma. Klasik psikozun fenomenolojik işaretlerini (halüsinasyon, paranoyak yorum, Baba'nın Adı'nın açık dışlanması) göstermeyen, ama nevroz yapısının paternal metaforuna da güvenmeyen öznelerin yapısı.

Bu özneler, hayatlarını farkına varılmaz sinthomelar üzerinden kurarlar: bir meslek, bir aşk biçimi, bir bağlanma örüntüsü, bir tekrar — paternal metaforun başaramadığı bağlanma işini yapan ad hoc düzenekler. Klinikte ilk anda bunlar tanınmaz; çünkü dışarıdan bakıldığında "işliyor" gibi durur. Krizler ise bu sinthomeların çözüldüğü, halkaların serbest kaldığı anlarda gelir.

Topoloji yöntem olarak

Lacan'ın topoloji'ye dönüşü, bir metafor değiştirme değildir. Topoloji, klinik düşünme için yeni bir yöntem önerir: yapıyı, anlamla değil bağlantıyla okumak. Bir gösterenin ne anlama geldiğinden çok, onun başka gösterenlere ve düzenlere nasıl bağlandığı önemlidir.

Bir hastanın söyleminde tekrar eden bir motif — bir nesne, bir mekan, bir kelime — bazen yorumlanması gereken bir mesaj olmaktan çok, yapısal bir halka'dır: özneyi bir arada tutan dördüncü öğe. Onu yorumlamak yerine, onun nasıl iş gördüğünü dinlemek; nasıl bir sinthome olarak fonksiyonladığını fark etmek.


Geç Lacan'ın topolojisi, klinikten kaçmaz; klinik düşünmeyi derinleştirir. Borromean düğümü, basit bir şema gibi görünür ama içine girildikçe, klasik kavramların — yapı, semptom, yorum — yeniden tanımlanmasını gerektirir. Joyce, bu yeniden tanımlamanın olanağına dair en çarpıcı tanıktır: ne çözülmüş bir nevrotik, ne kırılmış bir psikotik. Sadece, kendi imzasıyla halkalanmış bir özne.