Klasik psikolojide bir nesne, arzunun hedefidir: ona ulaşılır, edinilir, tatmin sağlanır. Lacanyen okumada arzu bambaşka bir yapıya sahiptir. Arzu, bir nesneye yönelmez; bir kayıp üzerinde döner. Bu kaybın yerini işaret eden, onu mümkün kılan, ama hiçbir zaman onunla örtüşmeyen şey: objet petit a.

Yani: arzunun nesnesi (ne istediğim) ile arzunun nedeni (beni neyin istemeye sevk ettiği) farklıdır. a, ikincisidir. Bir aşk objesi gelir gider; ama o aşkı mümkün kılan, o objedeki "bir şey"in kendisi — bir bakış, bir ses, bir kıvrım — sabit kalır ve yeni nesnelerde tekrar bulunur. Aranan asla şu nesne değildir; onun aracılığıyla görünen ama hiçbir zaman tutulamayan a'dır.

Dört nesne ve Freud'la bağ

Lacan'ın a kavramı Freud'un kısmi dürtü nesnelerinden köklenir. Freud, dürtünün belirli bedensel deliklerin etrafında oluştuğunu söylemişti: oral (ağız), anal (anüs). Lacan bu listeyi iki yeni nesne ile genişletir; çünkü dürtü artık yalnızca bedensel değil, gösteren tarafından şekillenmiş bir yapıdır.

  • Le sein — meme. Oral dürtü, ayrılma anlamına gelir; meme bedene ait gibi düşünülür ama aslında özneye dışsal, ayrı düşmüş bir nesnedir.
  • L'étron — dışkı. Anal dürtüyle bağlanır; kendine ait olanı ötekine vermek/vermemek, talep ile yanıtın yapısı.
  • Le regard — bakış. Görme dürtüsünün nesnesi: özne kendisine yöneltilen bakışı kavrayamaz, onun tarafından görülür.
  • La voix — ses. İşitme dürtüsünün nesnesi: ötekinin sesi, içselleştirilemez bir biçimde içe geçer; vicdan, süperego, hatta halüsinasyonun yapısı bu noktadadır.

Bu dört nesne ortak bir özelliğe sahiptir: hepsi öznenin bedeninden ayrılır, fakat bedensiz de değildir. Ne tamamen içeride ne tamamen dışarıda — sınırın kendisinde duran nesneler. Lacan onlara "ne-ben ne-öteki" konumu verir.

Fantazm formülü

a, fantazmın yapısında merkezi bir yer tutar. Lacan fantazm için bir matheme kurar:

$ a
Fantazm: bölünmüş özne, objet petit a ile ilişkisinde

Lacan, "◊" işaretine poinçon (damga) der. Bu damga dört ilişki biçimini birden barındırır: $ > a (içerme), $ < a (içerilme), $ ∧ a (birleşim), $ ∨ a (ayrılma). Yani fantazm sabit bir ilişki değil — bölünmüş öznenin objet a ile kurduğu, sürekli yer değiştiren bir yapıdır.

Klinikte fantazm, hastanın kendini taşıdığı sahnedir: bir senaryo, sıklıkla tekrar eden, bazen utanç verici, bazen olağanüstü banal. Bu sahne onun arzusunu organize eder. Fantazmı geçmek (traversée du fantasme) — Lacan'ın analizin sonuyla ilişkilendirdiği an — bu sahnenin öznel yapısını fark edip, onun içindeki a ile kurulmuş ilişkiyi yeniden konumlandırmaktır.

Bakış: gören değil, görülen olarak

Lacan'ın bakış üzerine yaptığı analiz, Sartre'ın "Başkasının bakışı altında nesneleşme" temasını radikal biçimde dönüştürür. Sartre için bakış utançtır: ötekinin beni nesneleştirmesi. Lacan için ise bakış, görmenin nedenidir. Bakış, görmenin başlamadan önce orada olan koşuludur.

Bunu en açık biçimde, Holbein'in Elçiler tablosundaki anamorfoz örneğinde anlatır. Tablo doğrudan bakıldığında, alt kısımda anlaşılmaz bir leke vardır. Eğri açıdan bakıldığında bu leke bir kafatası olarak ortaya çıkar. Klasik perspektifin görünmez kıldığı şey — ölüm, bakışın geri dönüşü — anamorfoz aracılığıyla görünür hale gelir. Tablo öyle yapılmıştır ki seyirciye "sen de görülüyorsun" der.

Bakış, sahip olduğum şey değil; bana karşı olan şeydir. Görme alanım hep bir yerden — görünmez bir noktadan — kuşatılır.

Ses: içe geçen ama içselleştirilemeyen

Sesin a olarak okunması, klinikte özellikle psikoz alanında belirleyicidir. Halüsinasyonel ses, sözel halüsinasyon — bu fenomenlerde öznenin "dışarıdan" geldiğini söylediği ses, aslında özne ile öteki arasındaki sınırın çöktüğü bir yerden konuşur. Ses içselleştirilemediği için, öznenin içinde dışarıdan bir varlık olarak duyulur.

Daha gündelik biçimde: süperegonun sesi de bir a'dır. Eleştiren, suçlayan, "yetersizsin" diyen iç ses. Bu ses, ötekinin sözünden geriye kalan, içselleştirilemeyen kalıntıdır; o yüzden mantıklı argümanlarla yatıştırılamaz.

Plus-de-jouir: artı-keyif

Geç dönem Lacan, a'yı bir başka düzlemde de düşünür: plus-de-jouir — artı-keyif. Marx'tan plus-de-value (artı-değer) ile yapılan analoji açıktır. Söylem her döndüğünde geride bir artı bırakır; bu artı, dolaşıma giren ama hiçbir zaman tam olarak yerleşemeyen bir jouissance tortusudur.

Kapitalist söylemde a, sürekli üretilen ve sürekli kaybedilen bir nesneye dönüşür. Her tüketim, biraz tatmin verir ama eksik bırakır; bu eksiklik yeni tüketimi tetikler. Modern psikopatolojinin pek çok yüzü — bağımlılıklar, kompulsif tüketim, sosyal medya bağlanması — bu yapının türevleridir.

Klinik anlamı

Klinikte a doğrudan görünmez; etkisi üzerinden okunur. Hastanın söylemindeki tekrarlar — şu tip ilişkide, şu tip nesnede, şu tip durumda yeniden bulduğu "bir şey" — onun objet a'sı ile yapılanmış bir ilişkiye işaret eder. Analist bu tekrarı yorumlamak yerine, hastanın onu fark etmesine alan açar.

Analist söyleminin Etken konumunda objet a vardır (bkz. dört söylem). Bu, analistin pozisyonel anlamda a'yı işgal ettiği — yorum sahibi, bilgili özne değil, arzunun nedenini canlı tutan boş bir yer olarak orada durduğu — anlamına gelir. Aktarımın motoru tam burasıdır: hasta analiste bir a yatırır; analiz, bu yatırımın yapısını çalışmaktır.


Objet petit a, Lacan'ın kuramının düğüm noktalarından biridir. Arzu, fantazm, jouissance, söylem — hepsi bu kavramla kesişir. Yine de tam olarak tanımlanamaz; çünkü tanımlanabilir bir nesne olmaktan ziyade, tanımın kıyısında duran bir yapıdır. Belki bu yüzden Lacan onu kendi en özgün katkısı olarak işaret eder: kavramın kendisi de zaten bir sınırı, bir kaybı, yakalanamayan bir şeyi adlandırır.